dünyaya geliyoruz ve herkese, her şeye ait olması gereken şeyler için bedel ödemek zorunda bırakılıyoruz. birileri üretiyor, birileri işliyor, birileri aracılık ediyor, birileri satıyor, birileri de tüketiyor. her bir adımın bir ücreti var. birçok değişkene göre değişen ücretler. bugün 3 lira olan yarın 1 lira oluyor, sonraki gün 10 lira…

birileri çıkıp dünya üzerinde halihazırda var olan bir su kaynağını satın alıyor, tesis kuruyor, şişeleyip satıyor. biz de doğanın yer altından bize sunduğu bu suyu parayla alıp içiyoruz. yer altından çıkan suda kimin senden, benden, bir bitkiden, bir hayvandan daha fazla hakkı olabilir ki? bunu kim kime satabilir? havayı satmaktan ne farkı var bunun?

devletler kurup bütün dünyayı paylaşmışız. tapusu kimsede olmayan bir yer bulsak, ben bu toprağın üzerinde yaşayayım desek bu sefer de devlet gelip “burası benim” diyor. yahu tapu ne? devlet kim? bir insan, bir devlet nasıl dünya üzerinde bir yere “burası benim” diyebiliyor? dünyaya yeni gelen bir çocuğun dünya üzerindeki bir toprak parçasında hakkı olmaması garip değil mi?

dünya ulan bu. ateş, su, toprak, tahta… ortak olması gerekmez mi bunların? hadi kıyafeti, konutları, taşıtları, paketlenmiş yiyecekleri falan anladım da içtiğimiz suya para vermek ne demek oluyor arkadaş?

şimdi biz dünyalıyız değil mi? bu dünyanın insanıyız. ama ben mesela fransa’ya gitmek istediğimde fransa bana “dur” diyor, “burası benim ve seni alıp almayacağıma ben karar veririm”. “ama ben de dünyalıyım” diyorum, “insanım ben de”. fransalı değilsin” diyor. bir gıcık oluyorum buna. “ya sen kimsin ya?” diyorum. o da, “bi de bu modeller çıktı başımıza” diyor. sıkılıyorum ve sonuç alamayacağım bir diyaloğu uzatmak istemiyorum. gitmeyiveririm lan. fransa’ya da gitmeyiveririm. nedir yani? bunlar zaten kokuyorlar diye parfümü şey edenler değil mi? değil mi? yalan mı lan o hikaye?

çarkların dönmesi için gereken düzen bu olabilir, tamam. ama suya para vermek nedir arkadaş ya?

şimdi adam gitmiş, su kaynağını satın almış. hem de daha ben dünyaya gelmeden önce. ben gidip buradan çıkan sudan içmek istiyorum. adam diyor ki “buranın sahibi benim”. yahu bu su, yer altından doğal olarak çıkan su. “tapum var” diyor, “işletme yetkim var” diyor, “satın alacaksın” diyor. allah cezanızı versin be. damacana söylüyorum eve. paso bitiyor belasını s.ktiğim. koyuyor insana sürekli suya para vermek. kimin lan bu sular?

bir şeyin sahibi olmak, o şeyin üzerinde başkasının hakkı olmadığını gösterir mi? mesela ben su kaynaklarında bütün insanların eşit hakkı olduğunu düşünüyorum. damacana suya para vermek istemiyorum. damacanaya vereyim de, suya vermeyeyim. elin japonu gelip de bizim yer altı kaynağımızdan su içmek istese, “git bakkaldan al” mı diyeceğiz? ayıptır ulan. adam ta nerelerden gelmiş, bi doğallık yaşatmıyoruz. hayır biz de para veriyoruz ama japon bari elini daldırıp 2 yudum içeydi şu sudan. misafirperverlik bunu gerektirir, lütfen. yapalım bunu. japon’a bedava olsun bari. ben de japon taklidi yaparım bedava su için. slogan da olur hem bundan: “bedava su için”. ama japoncası olacak.

hayır mevzu su değil de, komünizm istiyor insan biraz. balık avında kısmen var mesela, çok güzel. gidip denizden bedava avlayabiliyorsun. avla, pişir, ye. sadece yağına, tuzuna para harcarsın. bir de tüpüne… bir de bulaşık yıkarken deterjanına, suyuna… bak yine işte, suyuna bile para.

aslında mevzu baya baya su sanırım. canımı sıkıyor bu su işi. çok içiyorum bir de ben. kira öder gibi damacana su giderimiz var evde. şebeke suyunu saymıyorum bile. hayır parasında değilim de, suya para vermek nedir ya?

ya da parasındayım lan. parasındayım anasını satayım. o beleş suyu şişeleyip bize kaktıranın da, çeşmeden içemiyoruz yea tribimiz yüzünden para verip alan beynimizin de ta a.ına koyayım.


çok ciddi kazık yiyoruz. doğuyoruz ve tertemiz beynimiz sürekli düzeni kaydediyor. bakkala gidiyorum oğlumla. 1 yaşlarından beri bir şey aldığında parayı verip ona ödettiriyorum. parayı ödemeden önce açtırmıyorum aldığı şeyin pakedini. öyle kafasına göre bir şeyi alıp gidemeyeceğini öğrendi kısa sürede. ama şimdi bu çocuk dağda-bayırda sahipsiz bir su kaynağı görse, gidip oradan su içse, sonra da bakkaldan bir şişe su alıp para vermeden çıkmak istese ne derim ben ona? nasıl açıklarım? “oğlum su kaynaklarının bazılarını parsellemişler, şişeleyip şişeleyip bize satıyorlar” mı diyeceğim? nerede kaldı lan o zaman şirinler?

bildiğin kazıklanıyoruz işte. suya para vermek neymiş arkadaş ya?