michelin yıldızı

michelin yıldızı

michelin yıldızı, restoranlar için bir oscar ödülüdür. çünkü michelin, restoranlara yıldız verirken aklınıza gelebilecek her şeyi değerlendiriyor. yemeklerdeki malzemenin kalitesini, sunum şeklini, yemeğin lezzetini, restoranın fiziki şartlarını, garsonların her türlü davranışını, servisi, menüleri ve çok daha fazlasını… bir restoran michelin yıldızı aldığında artık dünya çapında “çok iyi” olarak değerlendiriliyor.

kim bu michelin?

michelin denince aklınıza ilk olarak lastik markası olan michelin geliyor değil mi? işin ilginç yanı, bu michelin’le o michelin’in aynı olması. gerçekten de bir lastik markası tüm dünyada kabul gören bir restoran değerlendirme merci olmuş. peki nasıl olmuş? şöyle ki; bu lastikçi michelin uzuun yıllar önce lastik satışlarını arttırmak için dergi benzeri bir şey hazırlayıp içerik olarak da kendince kaliteli restoranların bilgilerini koyuyormuş ve bu dergileri ücretsiz olarak müşterilerine veriyormuş. yani müşterilerine diyormuş ki, “bu restoranlara bir gidin, pişman olmazsınız.” ama bunu yaparken, taa en başından beri, gerçek anlamda en iyi restoranları seçiyormuş. bu dergideki restoranları öğrenmek isteyenler de michelin’e gitmeye başlamış. tabi yıllar içinde bu iş büyümüş, kurumsallaşmış. michelin, sırf bu iş için farklı ülkelerde ofisler açmış, gurmeler çalıştırmaya başlamış.

yıldızların anlamı ne?

bir kere bunlara neden çiçek yerine yıldız diyorlar ya da yıldız deyip neden çiçek benzeri bir simge kullanıyorlar çözebilmiş değilim. neyse asıl konuya gelelim. yıldızların kullanımı otellerdeki gibi. yani “ne kadar çok, o kadar iyi”. ama bir farkla: yıldız sayısı 1’den 3’e kadar. anlamları da şöyle:

1 yıldız (*): “kendi alanında çok iyi bir restoran”
2 yıldız (**): “mükemmel yemek, rota değiştirmeye değer”
3 yıldız (***): “olağanüstü mutfak, özel bir yolculuğa değer”

şöyle bir baktığınızda 1 yıldız eh işte, 2 yıldız iyi, 3 yıldız çok iyi gibi duruyor ama öyle değil. 1 yıldız mükemmel, 2 yıldız efsane, 3 yıldız tanrı gibi bir şey. tabi fiyatlar da aynı oranda.

kaç para öderim?

çok para ödersiniz ama burada fiyat/performans oranı önemli. bir kere böyle bir restorana gidince en azından çorba, ana yemek ve tatlı üçlemesini yapmalıyız. bu şekilde kişi başı 100 euro’dan aşağıya çıkamayız herhalde, o da 1 yıldızlı restoranda tabi. 2 ve 3 yıldızlılarda fiyatlar nasıldır siz düşünün. ama zaten yurt dışına gelmişiz (evet, türkiye’de michelin yıldızlı restoran yok), böyle bir restoranda bir şeyler yiyeceğiz, bari paraya kıyıp birkaç şeyin tadına bakalım. tabi çok da fanteziye kaçmayalım çünkü peynir tabağı adı altında, koca bir tabağın ortasında masumca duran 2, 3 küçük parça peynire 20 euro ödeme ihtimalimiz de var. o peynirler dünyanın hangi ucundaki, hangi muhteşem yaylada, hangi tür ineğin sütünden yapılıyordur kim bilir? kim bilir cidden? restoranın şefi bilir. hatta gelir size yarım saat anlatır, şöyle harika bir peynir, böyle muhteşem bir peynir diye. yahu biz gurme değiliz ki, peynir işte. hem aklımız da 20 euro’da kaldı, ne anlatsa anlamayacağız şimdi.

gittiğime değer mi?

değer. karnınız doymaz ama değer. onca parayı verdiğinize de değer. çünkü yemekler şöyle sunumlarla geliyor karşınıza:

michelin yıldızlı restoran tabağı

hiç böyle görünen bir yemek yediniz mi? ben yemedim mesela. ama yeme fırsatım olduğunda yiyeceğim. karın doyurmak için değil, lezzet orgazmı yaşamak için yiyeceğim. siz de öyle yapın. eğer böyle bir şansınız olursa kaçırmayın. sindire sindire yiyin ve yediğinizin tadına varın. afiyet olsun.

← bir önceki

bir sonraki →

1 yorum

  1. Kadir

    Aklıma senin portakallı mortakallı patlıcanlı bir acayip yemeğin geldi nedense 🙂 Ama gerçekten denemeye değer be 🙂 Şaka bir yana yemek yapmak bir ayrıcalık ise onu yemek bambaşka bir zevk olsa gerek. Michelin yıldızı konusunda genel kültürüme hatırı sayılır bir bilgi bağışı yapmandan ötürü size minnetarım saağyın bayım 🙂 Afferum ballim. Yazmaya devam 😉

Bir cevap yazın