“yemek yapmayı bilmiyorum” diyen erkekler, sevgili hemcinslerim. şimdi size çok kıymetli bir bilgi veriyorum:

tencereye yağ, soğan, domates koyup kavurun. suyunu, tuzunu da koyun. sonra da içine isterseniz çorabınızı atın ve pişirin. o bir yemek olur!

yani “yemek yapmayı bilmiyorum” demek, “ben elime bıçağı alıp da soğanı doğrayamıyorum, tencereyi ocağa koyup da altını yakamıyorum.” demekle aynı şey. peki bu kadar mı aciziz? karnımızı doyurmak için bakıma muhtaç yaratıklar mıyız? işte, erkeklerin, durum böyleymiş gibi kendilerini aşağılamasına uyuz oluyorum. ayrıca yemek yapma eylemini ‘iş’ olarak gören zihniyetteki herkese de uyuz oluyorum.

yemek yapmak ne değildir?

yemek yapmak iş değildir, görev değildir. kadınların yapması gereken veya erkekler yapınca, erkekliklerine bok sürdürecek bir şey de değildir. sadece karın doyurmak amacıyla yapılması gereken bir eylem hiç değildir.

nedir o zaman?

tek başınıza, arkadaşınızla, partnerinizle, çocuğunuzla birlikte eğlenerek gerçekleştirip mutlu olabileceğiniz bir aktivitedir. şimdi bazılarınız “hadi oradan” diyor olabilir. eğer kendisine yemek yapmak zorunda olduğunuzu düşünen birisi için yemek yapıyorsanız, sadece yaşamak için yemek yiyorsanız ve bu sebeple yemek yapıyorsanız, yemek konusunda klasik türk mutfağından ve ön yargılarınızdan sıyrılamadıysanız böyle demeniz çok normal.

ne yiyoruz?

yabancı filmlerdeki hapishane yemekhanelerini görmüşsünüzdür. yemek, kepçeyle bir tencereden alınıp “al, ye, koduğumun mahkumu” der gibi ‘laaps’ diye tabağa koyulur. işte biz de kendimize bu muameleyi yapıyoruz. düşünsenize kaç yemeği 1’den fazla tava/tencere vs. kullanarak yapıyoruz ki? genel olarak yukarıda verdiğim tarifte çorap yerine, daha yenilesi bir şey koyup, hepsini birden pişiriyoruz. tencereden kepçeyle alıp tabağa boşaltıyoruz, sonra da kaşık kaşık yemeğe dalıyoruz. yemek konusunda ne kadar da ilkeliz, ne kadar da kendimize değer vermiyoruz. ‘ne yiyoruz?’ mu demiştik? işte özetle durum bu: evimizin konforunda hapishane yemekleri yiyoruz.

ama artık bunu değiştireceğiz. çoraplı tarifle değil de, daha özel yemekler yaparak değiştireceğiz. diyelim ki yemeği yapamadık ama çoraplı tarifi daha güzel bir şekilde sunduk, o da olumlu 😉

sen kimsin ki?

ben fransa’nın michelin yıldızlı (bkz: michelin yıldızı) restoranlarında uzun yıllar çalıştıktan sonra türkiye’ye dönerek…

şaka şaka. ne fransa’sı, ne michelin’i? ben sadece yemek yapmayı seviyorum. erkeklerin de artık toplumun iğrenç dayatmalarından sıyrılıp mutfağa girmesi, bunu da gururla yapması gerektiğini düşünüyorum. deneyip, ondan sonra “ben bu işi sevmedim” derseniz hapishane yemeklerine devam edebilirsiniz, zorlamaya gerek yok. ama mutfak‘ta paylaşacağım şeyler de öyle “siktir lan, bunu evde nasıl yapalım?” diyeceğiniz şeyler değil, çünkü ben de yemekleri ortalama bir evin ortalama bir mutfağında yapıyorum. amacım sadece daha güzel yemekler/sunumlar yapmak, bunları paylaşıp fikir alışverişi sağlamak. kim bilir, belki ileride yemek yapmalı, yemeli, içmeli zirveler bile düzenleyebiliriz. çok mu fantezi oldu? yok ya olabilir bence. yeter ki siz mutfağa girin.